Beni Bir Çeksene

Heybetli olmasına rağmen, kendisinden büyük olana öncelik tanıdı. Verilen öncelik, onları seyretmekte olana kına yaktırdı. En küçükleri olan Sedef ise sessiz şekilde bir kenarda dururken, ortanca Burgaz ise dengeyi bozmamak için elinden gelen gayreti gösteriyordu.

Fotoğraf çektireceklerdi.
Eski elbisesi yırtılmıştı. Almış olduğu mavi patiskadan yeni elbisesini yaptırmak için, kendisini usta ellere teslim etmeye karar verdi. Uzun süren ölçme ve biçme işlemleri sonladığında, yeni elbisesini beğenmedi. Dili olsa Galata semtinde olan arkadaşına, gece gündüz konuyla ilgili sıkıntılarını anlatıp duracaktı. Fakat sesi çıkmadı. Kızdı.

Fotoğraf çektirecekti.
Eğlenceli ortamlardan hoşlanıyordu. Nerede akşam orada sabah, günlerini geçirip gidiyordu. Ama Haydar amcasından almış olduğu haber, bu günlerde canını sıkmıştı. En yakın kız arkadaşına bile şaka yapacak ruh haline sahip değildi. Haydar amcasının durumuna üzülüyordu. Senelerce kapısından geleni gideni eksik olmayan amcasına estetik operasyon yapmışlardı. Bu iş Haydar amcasının işine hiç sinmemiş olsa da çaresizce kendisini iş bilmezlerin ellerine bırakmıştı. Halen sargı bezleriyle olduğu yerde yatıyordu.

Galata bu ruh halinde bile gene de fotoğraf çektirecekti.
Masal gibi anlattım değil mi?
“İstanbul masal gibi şehir” Diyen sizler değil misiniz? Masal bitti. Fotoğraflarını çektiniz mi?

Sıcak bir Temmuz akşamındayız.
“Çarşambayı sel almadı.” (Yağmurlu günlere yaptığım atıftır.)
İki bin yirmi üç senesi.
Oğuz Tepe


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir